Sanata Dair…
BİRGÜL ÖZÇELİKCİ TAŞÖREN
Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü kazandıktan sonra, Prof. Dr. Kaya ÖZSEZGİN, Prof. Veysel GÜNAY, Prof. Hasan PEKMEZCİ, Prof. Hüsnü DAKAK, Doç. Dr. Mustafa Salim Aksu, Prof. Ferhat ÖZGÜR, Yrd. Doç. Dr. Birsen GİDERER, Prof. Turan AKSOY gibi tanınmış saygıya değer hocalardan ders aldım.
Çalışmalarımda ilk etapta gerçeği yakalama kaygısı vardır. Yoğunluğunu kadın nüler üzerinde çıplaklığı transparanlıkla birleştirerek, boş vücutlar, konturlarla oluştururken, soyut mekânlarda, hayal ve kadının iç dünyasını yansıtma kaygısıyla çalışmalarımı devam ettirdim. Kadında yalnızlığı konu olarak ele alırken yaptığım resimlerin merkezinde insan vardı. Burada insan, her şeyden önce, bir kavramdır. Resimde, hedef olarak insan figürü seçmek genellemesine göre daha farklı bir durumdur. Zaten insan kavramı da bedene indirgenecek bir kavram değildir. Dolayısıyla fiziksel bedende kalan bir resim yapma çabam olmamıştır. İnsana giden en iyi yollardan biri olduğu, belki de en iyisi olduğu hissimden dolayı bedensel veya figürlü resimler düşüncesindeydim.

Daha sonraki zamanlarda konu olarak, iş dolayısıyla bulunduğum Sivas’ın peyzajını ele aldım. Gezip gördüğüm, Hafik, Yıldızeli, Gürün, Divriği, Emirhan Kayalıkları, Soğuk Çermik’te almış olduğu eskizler ve fotoğraflar çalışmalarıma malzeme oldular. Kış yoğundur Sivas’ta. Kar sürekli kaplar yerleri yorgan gibi. Bu nedenle hiç kullanmadığım kadar beyaz kullandım tuvallerimde. Beyazın yoğunluğu tuvale renk olarak yansımıştır. Tuvalim kat kat boyaya doyması ile ışık patlamaları, büyük yüzeylerde derinlikle kendini göstermeye başlamıştır. Çalışmalarımda empresyonist ve ekspresyonist soyutlamalar ön plana çıkmıştır. Ayrıca desen sağlamlığı hep ön plana olmuştur.

2007 yılında, Eşim Aydoğan Taşören’le evlendikten sonra balerinleri ele almaya başladım. Balerin serisi, 2010-2013 yılları arasında, Songür Bale Okulunun yılsonunda, Hülya Songür koreograflığında hazırlanan resitallerde, seçtiğim, sahnelerin içinde gezdiğim ve bu esnada fotoğrafını çekerek kayıt altına aldığım, kendi hafızamda yeniden yarattığım çok katmanlı ve büyük boyutlu figüratif çalışmalara başladım. Her eser, çektiğim fotoğrafların yeniden kurgulu yorumun sonucunda ortaya çıkmışlardır. Balerinler, 2010 yılında ilk karşılaştığım klasik bale resitalinde, kendisine sunulan sahnede, süzülen ışığın vücuda bürünmüş ritmik tavırları, beni büyülemek için çırpınıyordu sanki… Klasik görüntünün yokluğunu hissetmek, ruhumun o ortamı soluyor olması eserlerimde balenin ilk sıçramalarına neden olmuştur. O ilk kulis arkasından yansıyan ışığın üzerimde bıraktığı duygu ile baleye kişisel bakışımı ve resitallerin kendimde bıraktığı sübjektif izlenimlerle, balerinlerin estetik yapıları yanında durağanlığı, rengârenk mekânlar içinde coşkulu, ışıklı ve hipnotize edici güzelliğini sunmaktaydım kendimce. Ta ki, Gazi Üniversitesi’nde yüksek lisansa başlayana kadar…

2014’te Gazi Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Bileşik Sanatlar Ana Sanat Dalında, Prof. Şeniz AKSOY, Prof. Güler AKALIN ve “Postmodernist Yaklaşımla Bale Temasının İşlenmesi ve Örneklenmesi” başlıklı tez danışmanlığımı ayrıca ders aldığım Prof. Nur GÖKBULUT’tan hocalarım sayesinde baleye bakış açım değişmiştir.

Gelelim resimlerimde balenin bende neyi ifade ettiğine: Konu olarak baleyi kullanmaya başlamamla zaman içinde, üç adım ortaya çıkmıştır. Birinci adımda gerçekleşen çizgilerle anlatımda, desen ile diğer çalışmalarıma hazırlık aşamasını içermektedir. İkinci adım da, figüratif renkli çalışmalarla, sahne arkasından görüneni ışık yansımaları ile sunma çabası gütmektedir. Baleye kişisel bakışım ve resitallerin kendi üzerimde bıraktığı sübjektif izlenimleri, balerinlerin estetik yapıları yanında durağanlığı, rengârenk mekânlar içinde coşkulu, ışıklı ve hipnotize edici güzelliğine vurgun, herkesçe kabul edilen o naif görüntü asla kirletilemeyecek duygusu içindeydim.

Temanın ne kadar çok kullanılıp bayağılaştığını görmem, sürecin son adımında araştırmalarım ve sanat tarihi içinde kendine yer bulmuş bulmamış birçok sanatçı tarafından bu kadar sündürülmesi, klişeleşmesinden sonra, figürsüzleşmeye gidilerek nesnel görüntünün (tütünün) üzerine yüklediğimiz rolle çıkış noktası bulmasıdır. Tütü (balerin eteği) figürün yüklendiği her rolü üzerine alarak, figürün atık (yapışmış) halini yüceleştirmek, tersine çevirmek üzere başrolü ele almıştır. Mekân gösteri sahnesinin boşluğu içinde varlığını kabul ettiren yüceliğe ulaşmasına yardımcı olmuştur. Bale temasında, figürlerin yalnız görüntü biçimleri ile tam olarak yansıtmanın olanaksızlığını anlamış ve bir bakıma plastik sanatlarda sonraları nesneyi neden olduğu gibi yapıta soktuğunu da açıklamaktadır.