href=”http://www.gorselsanatlar.org/sanat-elestirisi/bir-tablonun-onunde/?nowap” >Bir Tablonun Önünde, Hayat Ağacı Dergisi

BALE TEMASINDA POSTMODERN TÜTÜ

1930’lardan başlayarak, ama özellikle 1970’lerde, postmodernist ‘aydınlanma’yla birlikte, “kitsch” ve “popüler kültür” konuları sanat eleştirisini fazlasıyla işgal eder. “Kitsch her fırsatta öne fırlamak üzere sanatta pusuya yatar… O bütün sanata karıştırılmış olan bir zehirdir.”[1] Yani her sanat eseri, kültürel atmosferine göre kitsch gibi, her kitsch ürünü de sanat eseri gibi görülebilir.[2]

Buradaki tehlikenin giderilmesinde balenin, konu olarak plastik sorgusunu klasikleşen görüntüsünden, kabullenilmişlikten kurtarmakla olabilir. İşte burada figürsüzleşmeye gidilerek devreye nesnenin kendi görüntüsünün yerini alması ve asli işlevine yabancılaşması söz konusu olabilmektedir.

Konu olarak “bale”yi kullanma sürecinde; ilk olarak, figüratif renkli çalışmalarla, sahne arkasından görüneni ışık yansımaları ile sunma söz konusudur. Baleye kişisel bakışın ve bıraktığı sübjektif izlenimler, balerinlerin estetik yapıları yanında durağanlığı, rengarenk mekanlar içinde coşkulu, ışıklı ve hipnotize edici bir güzellikte sunulmasıdır. Sürecin son adımında ise figürsüzleşme sonrası, nesne ile ismi arasındaki bağlantının kurulması, bir soyutlamadır, göstergesidir. Gösterge, “genel olarak bir başka şeyin yerini alabilecek nitelikte olduğundan kendi dışında bir şey gösteren her türlü nesne, varlık ya da olgu”dur.[3] Mesela bir tablodaki bir renk ögesi ya da bir figür bir gösterge olarak değerlendirilebileceği gibi, bir yazınsal yapıtta bir kahramanın amacı ya da davranışı veya moda açısından bir bluz, bir etek, bir kazak vb. çevresindeki öbür birimlerle ilişkiye girmiş bir gösterge olarak değerlendirilebilir. Sonuçta göstergebilim, sadece dilsel göstergeleri değil, temsili olan ve anlamlı bir bütün oluşturan her şeyi inceler.

Resitaller bale dünyasının vücut bulduğu gösterilerdir. Bilindik anlayışta konu ele alındığında sahnede süzülen dansçıların büyülü atmosferi içinde kaybolunur. Plastik anlamda ele alınan konu figürsüzleşme yolunda farklı materyallerin kullanılmasıyla insan üzerinde yine aynı duyguları bırakabilmektedir. Tabi her bir nesne üzerine yüklenen ironiyi gösterge dili ile okumak da ayrı bir anlam teşkil etmektedir.  Nesnel gösterge, (“tütü”nün) üzerine yüklediğimiz rol ile karşımıza çıkmaktadır. Göstergenin kendisi o şey olmadığı halde, o şeyi çağrıştıran bir birimdir. İletişim için göstergelere sahip olmak ya da onları tanımak yeterli değildir. Onları doğru yerde kullanmak, daha da önemlisi bir iletişim düzeneği içindeki görsel göstergeleri doğru anlayabilmek ve anlamlandırmak önemlidir ve gereklidir. Üçleme Resital (Hırçın Kız, Kuğu Gölü, Fındıkkıran) yapıtında olduğu gibi…

Gösterge, bir kavramla bir biçim arasında kurulan bağlantıdır. Tıpkı tütünün üzerine aldığı rolün “beyaz”a ulaşması gibi… Tütü beyazı temsil etmektedir. Bütün renkleri içerisinde barındıran beyaz renk, saflığın ve temizliğin simgesidir. Soğukkanlılığı, asaleti, masumiyeti, istikrarı ve devamlılığı temsil eder. Beyaz yaratıcılıkla da ilişkilidir. Renk tayfındaki bütün renkleri içinde barındırır. Huzur ve güven verir. Düşünce gücünü arttırır. Aynı zamanda insana hüzün veren, dertlerini ve sıkıntılarını hatırlatan bir yanı da vardır. Belki de bu yüzden, Uzak Doğu Asya ülkelerinde ve özellikle Çinliler arasında beyazın matem rengi olduğuna inanılmaktadır.

Sonuç olarak biliyoruz ki, sanat yapıtlarına dair her okuma, bitimsiz ve açık uçludur; içerikler sınırsızdır; bilinen ya da bilinmeyen pek çok sanatçı dolayısıyla da, birbiriyle bağlantısal pek çok algı söz konusudur.  Daha önce bir araya gelmemiş şeyleri bir araya getirmek sonsuz çeşitlik içinde bir araya gelebilirlilik ihtimalini taşımaktadır.

 

[1] TEODOR W. A. “Aesthetic Theory”(Minneapolis: University of MinnesotaPress, 1999)sf. 239

[2] ARTUN A. “Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi”, İletişim Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2012, sf.: 27-29

[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6sterge_%28ileti%C5%9Fim%29 01.03.2015 tarihinde alınmıştır.